18 Şubat 2015 Çarşamba

ÖFKE...ÖFKE...ÖFKE...


Şu ara bir çoğumuz bu hallerdeyiz değil mi?

Özgecan ve daha nicelerine yapılanlar, üzerimizdeki baskılar, maruz kaldığımız psikolojik ve fiziksel şiddet, töresiz ayıplar, ayetsiz günahlar, bilinçsiz ve katil beyinler, say say bitmez.

İnsanın bi yeter artık deyip saçını başını yolası, tırnaklarını kemiresi, vurup kırası, bağırıp çağırıp böğürerek ağlayası gelmiyor mu… Benim geliyor. Öfkemi içimden atamadığımda saatlerce bağırdığım oluyor evde tek başıma. Peki ya dışarıda… Öylesine bastırmış ki toplum hepimizi, hayır diyememenin itiraz edememenin öfkesini yaşadık en derinlerimizde. Yavaş yavaş sesler yükseliyor sevgisizliklere. Özgecan’ın babası SEVGİ diyor bilgelikle. Beynim yanıyor benim, ben hala öfkelerimle uğraşırken kendi içimde, sindirmesi bu kadar zor görünen bu olayın baş kahramanı Sevgi diyor. Yutkunuyorum, saatlerce ağlasam yetmez ki… Neden bu kadar sevgisiz bir toplum olduk. Birbirimize sevgiyle sarılmak yerine nedir bu yaşananlar. Kötülerin en derinlerinde neler var peki, nasıl bir dünyaları var, hangi korku hangi öfke ya da hangi düşünce dünyasındalar diye düşünürken cevap geldi bile en beklenmedik yerden. "Sevgiyle aşılmayacak hiçbir şey yok" diye…

Keşke diyoruz keşke… Sevgi lafta kalmasa. Yaşansa bütün kalplerde, beyinlerde, sokaklara dökülse, yayılsa her yere. Mutlu olmaktan korkan bir milletin sevgiyi yaşamayı bilmemesi de şaşılacak şey değil. Halbuki Allah hepimizi sevgiyle yaratmadı mı, kendi ruhundan vermedi mi… Hiçbir şey bize ait değilken paylaşamadığımız şey nedir. Yok olup gidecek herkes, ruhlar kalacak sadece. Bu ruha bu kadar eziyet edilir mi…Ruhumuzun beden bulmuş haline nasıl maskeler takıp karartmışız ki iyilik ve sevgi görünmez hale gelmiş…

Bağırın çağırın ağlayın ne yaparsanız yapın o maskeleri yıkın, özünüzle bi yüzleşin, yüzleşelim. Çünkü ruhlarımız daha iyisini hak ediyor…

Ruhun orada huzur bulsun ve sevgiyle vücut bulsun Özgecan, o en Sevgilinin yanında…

29 Ocak 2015 Perşembe

SÜRPRİZ...SENİ SEVİYORUM!




Sevgi her yerde...
 Para üstüne geyikle yazılan bu yazı bile yüzümün gülmesine yetti.
 Dün alışverişle geldi önüme bu muziplik.:) 
Şimdi ben ne muziplik yapsam ki acabaJ

15 Ocak 2015 Perşembe

MUCİZE...


MİŞO’nun ilk cümleleriyle başladı Seni Gidi Mişo Serüveni..

Çok büyük bir heyecan var içimde. Klavyede harflere basıp basıp siliyorum heyecandan. Ama derin bir nefes ve başla..

Mucizelerin hayatımda rengarenk dokunuşlar yaptığını düşünmüşümdür hep. Korkulardan, acılardan, telaştan, stresten uzaklaştırır hayal edilemeyecek bir biçimde.

Mişo bir mucizeydi bana gelen. Ama onu bana getiren, soğukta otoparkta bulup, arabasına alıp, benim için bakan, ilk çişini dahi fotoğraflayan, öğlen araları koşa koşa eve gidip ilgilenen, kucağına alıp uyuyan, saatlerce oyun oynayan, yıllar önce hayatıma giren, beraber ağladığım, beraber güldüğüm kişi benim asıl mucizem. İhtiyacım olan ne varsa en güzel renklerde bulup getirdi hep, Mişo’yu bulup getirdiği gibi.

Bu sefer anlatmak istediğim de bir zamanlar onun hayatına giren NEO. Neo cam gibi gözleri olan kocaman bir Kanada Kurduydu. 16 yıl yaşadı çok büyük bir sevgiyle. Çünkü hayat hep ona göre programlandı, yaşandı. NEO kaybolduğunda gece gündüz elimizde fener onu aradık sokak sokak. Yaşlıydı, ama çıkıp gezer ve yolunu bulurdu. Bir hayvansever onu Neo’nun evinin yakınında sahipsiz sanıp götürmüş. Bulduğumuzda veterinerdeydi, yetişmesek, bulamasak uyutulacaktı. Neo, en sevdiğini görünce nasıl titredi nasıl heyecanlandı ben gözlerimle gördüm. Buluşmaları filmlerdeki gibiydi, sevgi doluydu. İki ay sonra kaybettik NEO’yu. Ama biliyorum ki o çok mutlu yaşadı, mezarına gidilip hala ziyaret edildiğine göre...

İnsana insan olduğunu hatırlatan o günahsız tertemiz hayvanlar olduğunu o an anladım. Karşılıksız pürüzsüz sevgi onlarda fazlasıyla var onlarda. İşte Mişo da Neo’dan sonra mucize gibi geldi, belki acısını unutturdu, belki hatırlattı, ama yaşattı bazı duyguları, içimizi ısıttı, dünyamızı renklendirdi.

Mucizeler güzeldir, gülümsetir, her an her yerdeler aslında, görmek istemek yeter.
Kalbinizin mucizesini bulmanız dileğiyle…

14 Ocak 2015 Çarşamba

Seni Gidi MİŞO


Adı Halit Dedeymiş.

Tıpkı benim gibi boncuk boncuk gözleri varmış. Konuşmayı çok sevse de kendine has sessiz bir dünyada yaşarmış. Torununu “pamuk kızım” diye severmiş. Torunu da konuşmadığı zamanlar bile anlarmış sevgisini gözlerinden, duyarmış kalbinden geçenleri…

Benim adım MİŞO.
Aslında beni bir otoparkta bulduklarında Boncuk ismini takmışlardı bana. Bir gün; beni canından çok seven anne diye bildiğim kız, beni severken birdenbire “Seni Gidi Mişo” dedi. Meğer Halit Dede çocukları ve hayvanları severken onlara sevgi cümlesi olarak “Seni Gidi Mişo”  dermiş. Ve benim ismim o andan sonra Halit Dede'nin anısına MİŞO oldu. Ve tıpkı dedesi gibi konuşmadan da anlaşıyoruz torunuyla.

Onun hayatına öyle bir zamanda girdim ki, ben onun o benim can yoldaşım oldu. Bazen gitmek zorunda kalsa da, onun harika arkadaşları yokluğunu aratmıyorlar,benimle kalıyorlar ve böylece evimizde bekliyorum yolunu.

Ben bile dile geldiğime göre onun da anlatacağı çok şey var demek ki bu hayata dair.

Sık sık görüşmek dileğiyle.

Sevgiler

MİŞO